Neden önemli: Bu değişim, eserlerin izin almadan yeniden basılmasını, uyarlanmasını, remikslenmesini ve yeni projelerde kullanılmasını mümkün kılıyor. Özellikle sinema, oyun ve yayıncılık tarafında hem maliyetleri düşüren hem de yaratıcı üretimi hızlandıran bir alan açıyor.
Her yeni yıl, bir önceki yüzyılın kültürel mirasını biraz daha “serbest kullanım” alanına taşıyor. 2026 ile birlikte, 1930 tarihli pek çok eser Amerika Birleşik Devletleri’nde telif korumasından çıkarak kamu malına girdi. Duke Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin yayımladığı yıllık liste, bu yılın öne çıkan eserlerini de görünür kıldı.
Edebiyat ve müzikte büyük klasikleri kullanmanın önü açıldı
1930’un kamu malına giren eserleri arasında edebiyatta William Faulkner’ın “As I Lay Dying” ve Agatha Christie’nin “The Murder at the Vicarage” gibi önemli yapıtları yer alıyor. Müzik tarafında ise George Gershwin’in “I Got Rhythm” ve “Embraceable You” gibi klasikleşmiş besteleri dikkat çekiyor. Bu durum, hem yeni uyarlamalar hem de modern yorumlar için geniş bir alan yaratıyor.
Sinemada “sansür öncesi” döneme yeni bir pencere açılıyor
1930, Hollywood’da içerik kurallarının sertleştiği Hays Code döneminin tam oturmasından önceki döneme denk geldiği için, kamu malına giren filmler sinema tarihinde özel bir yere sahip. Örneğin “Morocco”, döneminin kalıplarını zorlayan sahneleriyle sıkça anılan yapımlar arasında. Bu filmlerin serbestçe erişilebilir hâle gelmesi, sinema tarihi araştırmaları ve restorasyon çalışmaları için de önemli bir fırsat sunuyor.
İkonik karakterlerin “ilk versiyonları” projelere ilham verebilir
Animasyon tarafında da ilgi çekici başlıklar var. Betty Boop karakterinin “Dizzy Dishes” ile görülen erken versiyonu ve Disney’in Pluto karakterinin “Rover” adıyla ilk kez belirdiği “The Picnic” gibi yapımlar kamu malı kapsamına giren örnekler arasında anılıyor. Bu, yaratıcıların karakterlerin bugünkünden farklı, daha “ilk tasarım” hâllerini kendi işlerinde kullanabilmesi anlamına geliyor.
Oyun geliştiricilere çağrı: “1930 gibi oynayın”
Bu “kamu malı” dalgasını üretime çevirmek isteyenler için oyun dünyasında da hareket var. “Gaming Like It’s 1930” adlı etkinlikte geliştiricilerden, 1930’dan kamu malına giren bir eser veya öğeyi kullanarak dijital ya da fiziksel bir oyun üretmeleri isteniyor. Bu tür girişimler, geçmişin kültürel mirasının güncel üretime nasıl dönüştürülebileceğini göstermesi açısından da dikkat çekiyor.
