Neden önemli: AB’nin teşvik ve destek mekanizmalarını “AB’de üretilmiş” araçlara bağlaması, Gümrük Birliği ile derin entegre çalışan Türk otomotiv ekosistemi için yeni bir rekabet riski doğurabilir. Tanımın dışında kalınması, yalnızca nihai araç ihracatını değil, tedarik sanayi zincirini de maliyet ve yatırım kararları üzerinden etkileyebilir.
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu, Avrupa Birliği’nin yeni Otomotiv Paketi içinde yer alan “Made in EU” (AB’de üretilmiştir) vurgusuna dikkat çekti. Eroldu, bu etiketin nasıl tanımlanacağının ve hangi ülkeleri kapsayacağının Türkiye açısından stratejik bir başlık olduğunu belirterek, Türk otomotiv sektörünün AB pazarındaki konumunun bu çerçevede yeniden şekillenebileceğini vurguladı.
AB otomotiv paketi teşvikleri menşe merkezli kuruyor
Avrupa Komisyonu’nun duyurduğu paket, yeşil dönüşüm hedefleriyle rekabetçiliği birlikte götürmeyi amaçlayan bir dizi düzenleme ve teşvik içeriyor. Batarya üretimini destekleyen adımlar, idari yükleri azaltmaya yönelik düzenlemeler ve AB içinde üretilen küçük elektrikli araçlara yönelik özel teşvikler paketin öne çıkan unsurları arasında yer alıyor. Eroldu’nun vurgusu ise bu teşviklerin “AB’de üretilmiş” araçlara odaklanmasının, AB dışındaki ortaklar için fiilen yeni bir eşik yaratabileceği yönünde.
“Made in EU” kapsamında yer almak stratejik başlık haline geldi
Eroldu, Türkiye’nin “Made in EU” tanımının dışında bırakılmasının ciddi riskler doğurabileceğini belirtti. Türkiye’nin AB ile otomotiv ticaretinde yüksek hacimli ve iki yönlü bir entegre yapıda olduğunu vurgulayan Eroldu’na göre mesele yalnızca otomotivle sınırlı değil; menşe temelli yeni yaklaşım, zamanla daha geniş sanayi politikaları üzerinde de belirleyici hale gelebilir. Bu nedenle Türkiye’nin, Gümrük Birliği ortaklığı çerçevesindeki konumunu ve entegrasyon seviyesini masaya koyarak tanımın içinde yer almaya odaklanması gerektiği değerlendiriliyor.
Kritik takvim ve Gümrük Birliği etkisi
Metinde yer alan bilgiye göre, taslak tanımın 28 Ocak 2026 tarihinde görüşe açılması bekleniyor. OSD cephesi, bu süreçte Türkiye’nin daha etkin diplomatik girişim yürütmesi ve Gümrük Birliği ortaklığından kaynaklanan haklarını net bir pozisyonla savunması gerektiğini vurguluyor. Çünkü ayrıştırıcı bir menşe kuralının maliyeti, yalnızca nihai ürün ihracatıyla sınırlı kalmayıp, karşılıklı tedarik zinciri üzerinde de hissedilebilir.
