Tıp tarihi, insan sezgisinin teknolojik hassasiyetle harmanlanma serüvenidir. Bir zamanlar hekimin “zanaatkâr” becerisi; hastanın dış görünümü, vital bulguları ve dokunma duyusuyla şekillenen, adeta usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılan bir teşhis sanatıydı. Zamanla bu sanat; X-ray, ileri görüntüleme sistemleri ve laboratuvar testleriyle birleşerek teknisyenlik ile kaynaştı. Ancak bugün, sağlık sektörü bu uzun evrimin en kritik ve geri dönülemez eşiğinde duruyor: Verizm (Dataism) Çağı. Bu çağda sağlık, sadece biyolojik bir süreç değil, devasa bir veri yönetimi ve algoritma savaşına dönüşmüş durumda.
Veri bolluğu: Küfeyi mi dolduruyoruz, cevher mi işliyoruz?
Önümüzdeki 10 yıl, sağlık endüstrisini ve tıp eğitimini kökten değiştirecek bir yapay zeka dalgasına gebe. Ancak teknoloji liderleri ve CIO’lar olarak yüzleşmemiz gereken temel sorun, verinin miktarı değil niteliğidir. Bugün hastanelerimizden, giyilebilir teknolojilerden ve biyometrik cihazlardan akan veriyi toplamak artık bir altyapı becerisidir fakat “küfeyi” anlamlandırılamayan, yapılandırılmamış ve bağlamından kopuk verilerle doldurmak bir başarı değildir. Başarı, bu veri uzayı içinde damıtılmış “netliği” bulabilmektir.
Geleceğin sağlık vizyonunda CIO’ların ajandasında üç kritik aşama öncelikli görünüyor. Birincisi; veri hijyeni yani kirli, gürültülü ve hatalı verilerin sistematik olarak elenmesi süreci. İkincisi; bağlamsal ilişkilendirme yani izole veri setleri (genetik veriler ile yaşam tarzı verileri gibi) arasında insan gözünün kaçırabileceği gizli korelasyonların açığa çıkarılması. Üçüncüsü ise uygulanabilir analitik; bu setlerden sadece statik raporlar değil, dinamik tedavi protokolleri ve kişiselleştirilmiş önleyici tıp modelleri üretilmesi.
Bu süreçte tıp mesleği dramatik bir rol değişimi yaşayacaktır. Başlangıçta, algoritmalar hekimlere asistanlık ederken, ilerleyen safhalarda uzmanlar; sistemin etik, stratejik ve insani denetleyicileri olan “hümanist denetçiler” konumuna geçecektir. Buradaki en kritik soru şudur: Bu denetimi vicdan sahibi “insan” mı yapacak, yoksa sadece kâr maksimizasyonuna odaklanmış dev teknoloji şirketlerinin “denetçi algoritmaları” mı?
“Şirket devletler” ve veri egemenliği
Küresel pandemi dönemi, “şirket devletlerin” aşı politikaları, protein sentezi üzerindeki karmaşık etkiler ve hukuki sorumluluk muafiyetleri üzerinden güçlerini nasıl konsolide ettiğini tüm dünyaya gösterdi. Verinin yeni petrol olduğu bu düzende, sağlık verisi de bir stratejik ham maddedir. Yerli imkanlarla geliştirilen Turkovac örneğinde olduğu gibi, ulusal stratejik yatırımlar hayati önem taşımaktadır. Ancak dijital dünyada sadece “üretmek” yetmez; bu çalışmaların küresel standartlarda (DSÖ onayı gibi) tescili ve elde edilen verinin gelişmiş matematiksel modellerle savunulması gerekir.
Kaynakların kısıtlı, zamanın ise dar olduğu bir dünyada, hedefi on ikiden vuracak o “tek mermiyi” doğru kullanmak zorundayız. Kocatepe gemisinin trajik kaybında hafızalarımıza kazınan “Komuta Kontrol Merkezi” eksikliği ve dost-düşman tanıma sistemindeki hata, bugün sağlıkta bir “Veri Kontrol Merkezi” eksikliği olarak karşımıza çıkabilir. Kendi verisinin matematiğine hakim olamayan, kendi algoritmalarını eğitemeyen yapılar, başkalarının yazdığı kodların sadece pasif birer veri sağlayıcısı olmaya mahkumdur. Bu durum sadece bir teknoloji sorunu değil, bir egemenlik meselesidir.
İstatistiğin otesinde: Modern zamanlar ve mekanikleşme riski
Sağlık verileri artık basit A-B testleri veya klasik frekans istatistikleriyle yönetilemeyecek kadar katmanlıdır. Kimya, biyoloji ve ileri fiziği kapsayan matematiksel modelleme, veriye can veren asıl unsurdur. Veriyi sadece birer rakam yığını olarak görmek bizi yanıltır. Eğer kararları tamamen denetimsiz algoritmalara ve şeffaf olmayan “kara kutu” (black box) sistemlere bırakırsak; insanlık Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filmindeki o mekanik vida sıkıcıya dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır: Düşünmeyen, sadece sunulanı tüketen, verisi işlenen ama özne olmaktan çıkan bir kitle… Sağlıkta dijitalleşme insanı özgürleştirmeli, onu bir algoritma çıktısına hapsetmemelidir.
Netlik güçtür
Geleneksel “veri, enformasyon, bilgi/birikim (knowledge)” hiyerarşisi bugün hala geçerlidir. Ancak Yuval Noah Harari’nin de vurguladığı gibi; “Dataism’de veri güç değildir; netlik güçtür.” Her yerden veri fışkıran bir dünyada, neyin neden ve nasıl önemli olacağını bilmek en büyük varlıktır.
Modern bir organizasyonda CxO’lar arasındaki denge, tam da bu netlik arayışı üzerine kurulur. İş birimlerinin “ne olursa toplayın, bir gün lazım olur” iştahı ile finans departmanlarının “saklama maliyetleri çok yüksek, silin” baskısı arasında duracak yegane kişi CIO’dur. CEO’nun yanındaki CFO finansal disiplini sağlar, CMO bugünün pazar payını yönetir, CIO ise bu veri okyanusundan stratejik bir netlik çıkararak geleceğin nerede kurulacağını ve insan yaşamının nasıl iyileştirileceğini gösteren pusuladır. Veriden nemalanmak için neyi, neden ve nasıl toplayacağımıza karar vermek, bugün bir teknoloji liderinin yapabileceği en büyük yatırımdır.
Türkiye, yüksek hacimli sağlık turizmi ve neredeyse evrensel dijital sağlık verisi altyapısı sayesinde Avrupa ve Orta Doğu için benzersiz bir “veri-odaklı sağlık merkezi” olma potansiyeline sahiptir.
2024’te 1,506 milyon sağlık turisti Türkiye’yi ziyaret ederken, 2025’in Ocak–Eylül döneminde ise 1,080 milyon hasta geldi.
2025 verilerine göre e-Nabız kullanıcı sayısı: 78–80 milyon aktif kullanıcı (nüfusun ≈ %90’ı)

