Türkiye, otomobil sahipliğinde Avrupa sıralamasının sonunda

2025 verilerine göre Türkiye’de bin kişi başına otomobil sayısı 203 olurken, Avrupa’nın birçok ülkesinde bu oran 500’ün üzerinde seyrediyor.

Türkiye’de otomobil satışları son yıllarda artış gösterse de kişi başına düşen araç sayısında Avrupa ortalamasına yaklaşılmış değil. 2025 verileri, Türkiye’nin otomobil sahipliğinde Avrupa sıralamasının alt sıralarında yer aldığını ortaya koyuyor. Gazeteci Emre Özpeynirci’nin derlediği bilgilere göre Türkiye’de bin kişi başına düşen otomobil sayısı 203 olarak hesaplanıyor.

Avrupa ile fark kapanmıyor

Türkiye’de bin kişi başına otomobil sayısı 2024’te 190 seviyesindeyken, 2025 itibarıyla artış görülmesine rağmen Avrupa ülkeleriyle aradaki fark sürüyor. Taşıt türleri bazında toplam araç sayısı bin kişide 392’ye ulaşıyor; bunun 203’ünü otomobiller oluştururken kalan bölüm motosiklet, kamyonet, traktör ve diğer ticari araçlardan oluşuyor.

Avrupa tarafında ise otomobil sahipliği daha yüksek bir seviyede. İtalya ve Lüksemburg’da bin kişi başına otomobil sayısı 702 ile listenin üst sıralarında yer alırken, Estonya, Çekya, Slovenya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde oran 580–650 bandında seyrediyor. Türkiye’nin 203’lük seviyesi, Avrupa ortalamasının belirgin biçimde altında kalıyor.

Araç parkı yaşlı: Ortalama 14,2

Türkiye’de otomobil parkının yaş dağılımı da dikkat çekiyor. Yaklaşık 4,6 milyon otomobil 21 yaş ve üzeri grubunda bulunuyor. 0–5 yaş arası araçlar 4,7 milyon ile en yoğun grubu oluştursa da 11 yaş ve üzeri araçların toplam filo içindeki payı yüksek. Bu tablo, Türkiye’de ortalama otomobil yaşının 14,2 seviyesinde olduğunu gösteriyor.

Yüksek yaş ortalaması, otomobil sahipliğinin sınırlı kalmasının yanında mevcut araçların kullanım süresinin uzadığına işaret ediyor. Araç fiyatları, vergi yapısı ve ekonomik koşulların, yeni araç alımını erteleyip mevcut aracı daha uzun süre kullanma eğilimini güçlendirdiği değerlendiriliyor.

Satın alma gücü ve maliyet baskısı belirleyici

Türkiye ile Avrupa arasındaki farkın temelinde ekonomik göstergeler ve satın alma gücü öne çıkıyor. Vergi yükü, döviz kurlarındaki hareketlilik ve hane halkı gelirleri otomobil sahipliğini doğrudan etkileyen başlıklar arasında yer alıyor. Büyük şehirlerde toplu taşıma ağının görece gelişmiş olması ve trafik yoğunluğu da bazı kesimler için otomobil sahipliğini ikincil ihtiyaca dönüştürebiliyor.

Uzmanlar, aradaki farkın kapanmasının makroekonomik istikrar, düşük enflasyon ve reel gelir artışı gibi yapısal koşullarla daha mümkün hale gelebileceğini belirtiyor. Veriler, Türkiye’de otomotiv pazarının potansiyelinin yüksek kaldığını; ancak bu potansiyelin ekonomik koşullar el verdiği ölçüde talebe dönüştüğünü gösteriyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu